Ana Sayfa
1.Bölüm
3.Bölüm
.
HEAVY METAL TARİHİ - 2.Bölüm
.
Punk, Metal'i Sarsıyor
Heavy Metal, altmışların sonlarıyla yetmişlerin başlarında yavaş yavaş büyürken, aynı tarihlerde bir de kardeşe sahip olmuştur. Iggy and the Stooges ve New York Dolls gibi gruplarla palazlanan Punk, her zamanki gibi olaya İngiliz gruplarının el atmasıyla 70'lerin sonunda büyük bir patlama yaşar ve müzik dünyasına adeta bir bomba düşer. Sex Pistols, Clash, Ramones, Damned, Misfits gibi genç gruplar Punk'ı tüm dünyaya duyururlar. Heavy Metal gruplarına yeni yeni alışmaya başlayan müzik çevreleri, bu tümüyle anarşist kimlikli, her şeye karşı olan, sürekli küfür eden, toplumu iplemeyen, konserlerinde izleyicilerine tüküren onları itekleyen, işin ilginci takipçilerinin de bundan hoşnut olduğu Punk/Metal grupları karşısında adeta şok olurlar. İşin en trajikomik yanı ise bu gruplardaki üyelerin çoğunun enstrüman yetkinliklerinin neredeyse sıfır olması ve ürettikleri müziğin belli bir kaç akor üzerinde gidip gelmesidir. Ama herşeye saldıran, isyan eden sözler çok iddialıdır, enerji gitar tellerini koparacak, baterileri patlatacak şekilde üst düzeydedir. Tüm konserler mutlaka sahnenin darmadağın edilmesiyle sona ermektedir. 
Bu gruplar içinde üç tanesi, postpunk diyebileceğimiz 80 sonrası dönemde de etkilerinin sürmesi nedeniyle ayrıca önem taşırlar: Iggy and the Stooges, Ramones ve Sex Pistols. Karizmatik kişilik Iggy Pop'un  grubu olan Stooges özellikle, enerji dolu ve her türlü taşkınlığın sergilendiği konserleriyle ünlenir. Iggy Pop sahnede şarkı söylemekten çok çığlık atmakta, bağırıp çağırmakta, küfür etmekte hatta bazen soyunup edep yerlerini göstermektedir. Daha derli toplu ve diğerlerine göre müzikal açıdan daha yetkin olan New York kökenli Ramones, punk söylemini daha temiz bir şekilde kullanmaktadır. Ramones, Amerika'da daha sonraki dönemlerin yıldızlarından Red Hot Chili Peppers, Faith No More gibi gruplara önemli bir esin kaynağı olur.
Sözü edilen üçüncü grup ise tartışmasız bir şekilde tüm zamanların en popüler punk rock grubu olan Sex Pistols'dır. Rock müziğe "her şeyi yok et" kavramını sokan Sex Pistols, histerik Johnny Rotten liderliğindeki 20 yaşlarındaki İngiliz gençlerinden oluşmaktadır ve Londra'nın göbeğinde hızla kendilerine benzeyen bir çevre yaratmışlardır. "Anarchy in the U.K.", "Gode Save The Queen" gibi politik protestolar taşıyan şarkılarıyla önce Kraliçe'nin kutsal topraklarında sonra da tüm Batı dünyasında bir UFO etkisi yaratırlar. Bas gitaristleri Sid Vicious'un ölümüyle son bulan ve yalnızca 3 yıl süren müzik yaşamları başka hiç bir grubun yapamadığı ve kolay kolay da yapamayacağı bir etki bırakır Rock dünyasında. Doksanlaı yılların başında Nirvana'nın kopardığı büyük fırtına bile Sex Pistols'ınkinin yanına yaklaşamaz. Artık hiç bir şey eskisi gibi değildir, tüm tabular yıkılmıştır...
Sex Pistols'ın müzik dünyasından geldiği hızda kaybolması ile birlikte diğer başarılı Punk grupları da yeraltına inerler ve popüler müzik endüstrisi rahatlar.
Punk'ın İngiltere'de patladığı yıllarda bu türe sokamayacağımız ama köklerini aldığı Rock n'Roll tarzına saldırgan söylem ve sert riffleri sokan bir başka İngiliz grubunu da bu bağlamda anmak gerek. Motorhead, günümüzde trash/speed/power metal olarak adlandırılan, hatta sonraları death metal'in de temelinde kullanılacak olan müzikal tarzı Heavy Metal'e sokar. Bunu yaparken de en sadık izleyicilerinin dönemin punk dinleyicilerinden çıktığını söylemek yalan olmaz. Lemmy Kilminster'ın karizmatik kişiliğiyle ön plana çıktığı Motorhead "Overkill", "Bomber", "Ace Of Spades" ve "Iron Fist" gibi parçalarıyla Hardcore'un gerçek anlamda babasıdır.
Heavy Metal'de Yeni Dalga
Yetmişlerin sonunda ölüm döşeğinde bıraktığımız Heavy Metal, köklerini sallayan Punk ile birlikte kendine gelir. Punk gruplarının sahneden çekilmesiyle birlikte, onların tarzını da dikkate alır. İlk dönem gruplarında görülen uzadıkça uzayan şarkılar punk'ın da etkisiyle kısalmıştır. Sözler daha basit ama daha vurucudur. Yetmişlerde kurulmuş ve ünlü olmuş Judas Priest, Scorpions gibi gruplar yeni tarza hemen uyum sağlarlarken esas yeniden doğuş "New Wave of British Metal" (NWOBM) akımıyla gelir. Diamond Head, Def Leppard, Iron Maiden, Saxon, Samson, Tygers of Pan Tang, Venom, Raven ve Sweet Savage gibi gruplar tüm İngiltere'de birdenbire ortaya çıkarlar. 80-82 arasında kısa bir yaşam sürecek NWOBM, ardında sadece üç büyük grup Iron Maiden, Def Leppard ve Saxon'ı bırakarak tarihe karışır. Kalan gruplar ve özellikle Iron Maiden seksenli yıllarda Heavy Metal'in tartışmasız lideri olacaktır.
Iron Maiden, Heavy Metal'e mistik havayı geri getirmiş, son derece sert riffler, o zamana kadarki gruplarda fazla dikkate alınmamış bas gitarın lider Steve Harris tarafından grubun müziğinin temeline oturtulması ve unutulmaz solist Bruce Dickinson'ın siren benzeri sesiyle sürüklediği "The Number Of The Beast", "Piece Of Mind", "Powerslave" gibi albümlerle, Metallica'nın yükselişine kadar olan sürede Heavy Metal'in zirvesine yerleşirler. İlk olarak Iron Maiden'da görülen ve çift solo gitarla bass'ın ortak katkısı ile ortaya çıkan sound, daha sonra bir klasik haline gelecek ve seksenlerde doğan bir çok grup daha değişik şekillerde de olsa bu tarzı kullanacaktır.
Iron Maiden'ın çıkış yıllarında alt grupluk yaptığı ama sonra onları geçtiği Judas Priest ise deri giyim ile Heavy Metal'e bir başka karakteristik unsur katacaktır bu yıllarda. Onlar da punk'ın etkisiyle "Breaking The Law" tarzı parçalar yaparak popülerliklerini artırırlar. Aynı sıralarda Almanya da Heavy Metal'deki ilk temsilcilerini uluslararası arenaya sokmuştur. Yetmişlerde yine çift gitar kullanarak oldukça melodik parçalarla ilgi çekici albümler yapan Scorpions, seksenlerin başında bazen gerçekten sertleşen ("Blackout", "Rock You Like A Hurricane") bazen de aşk baladlarına dönen ("Holiday", "Still Loving You") parçalarıyla ünlenir. Avrupa tarzı katıksız Heavy Metal'i de "Breaker" ve "Restless and Wild" gibi sağlam albümleriyle yine bir Alman grubu, Accept yaratacaktır.
Seksenlerin başı Thrash Metal'in de başlangıcıdır. Venom'un iki klasik albümü "Welcome to Hell" ve "Black Metal" bu türün ilk örnekleri olarak daha sonraları Death Metal'e dönüşecek soundun temeli olurlar. Venom'la başlayan daha hızlı ve saldırgan Heavy Metal tarzı, Metallica, Exodus ve Slayer ile zirveye ulaşacaktır.
Avrupa'nın aksine köklerini Kiss gibi gruplardan ve daha popüler söylemden alan Amerikan Metali yetmişlerin sonundaki ilk örneklerini Van Halen, Journey, Foreigner gibi gruplarla verir. Seksenlerin başında Avrupa'da yeni dalga akımı güçlenirken, Amerika'da pop/glam metal patlaması yaşanmaktadır. Kaliforniya kökenli gruplarla başlayan bu akımın öncüleri olarak Motley Crue ve Ratt'i sayabiliriz. Bir yanda Sweet ve T-Rex gibi kolay tüketilen bir müzik yapan, diğer yandan Kiss ve Alice Cooper gibi şovlarını pahalı bir tiyatro sahnesine dönüştürerek görselliği ön plana çıkartan grupları temel alan yeni Amerikan grupları, bu dönemde parsayı toplarlar.
Motley Crue, belki de seksenlerin en önemli pop metal grubu olarak, Heavy Metal'i tümüyle ticari bir anlayışla kullanan 1982 albümü "Too Fast For Love" ile seksenlerin LA Metal patlamasına öncülük eder. Yenilerden "Round and Round" ile Ratt, ve daha eski gruplardan "We're Not Gonna Take It" ile Twisted Sister, "Cum On Feel the Noize" ile Quiet Riot pop metalin en ilgi çeken ve doğal olarak da en çok para kazanan grupları olarak bu dönemde adlarından söz ettirirler.
Albüm satmak deyince, Metal grupları arasında albümleri en çok satan isimler de seksenlerde Atlantik'in iki ayrı yakasında kurulan iki gruptur. Daha önce NWOBM'den arda kalan üç isimden biri olarak saydığımız Def Leppard albüm satışı konusunda Heavy Metal'in bir numarasıdır. "Pyromania" ve özellikle de tüm zamanların en çok satan Metal albümü olan "Hysteria" ile toplam 30 milyon kopyaya yaklaşan satış rakamlarına ulaşan Def Leppard'ı "Slippery When Wet" ve "New Jersey" albümleriyle ünlenen Bon Jovi takip eder. Her iki grup da Scorpions'ın Avrupa'da biraz erken olarak yaptığı, hem hızlı hem de yavaş parçaların yer aldığı her kesime seslenen albümlerini, o yıllarda patlayan video-klip ve MTV desteğiyle dünya gençliğine ulaştırırlar.
Bu sıralarda Kiss de pop metalin babası konumunda adından söz ettirmeye devam etmiş, Motley Crue ve Ratt'in yanına Kix, Faster Pussycat ve L.A. Guns gibi gruplar eklenmeye devam etmiştir. İngiltere ise hala Thunder, Gun, ve Cult gibi daha seçkinci ve klasik gruplar üretmeye devam etmektedir. Politikaya bulaşmayan, hafif sözler üreten kolay yenilip tüketilen Pop Metal, Bon Jovi, Def Leppard ve Motley Crue'nün öncülüğünde ve medyanın da desteğiyle listeleri silip süpürmektedir. Ancak 80'lerin sonundaki son büyük metal patlamasını gerçekleştirecek grup yeni yeni sahne almaktadır.
San Fransisco barlarında, her bir üyesi punk, blues, klasik heavy metal, güney tarzı rock gibi değişik tarzlardan hoşlanan bir grup, Hanoi Rocks, Rolling Stones ve Aerosmith gibi yaşlı grupların parçalarını o yıllarda gözde olan Pop Metal tarzında yorumlamaktadır. O sıralar pek de dikkat çekmeyen Guns n'Roses ilk albümü "Appetite for Destruction" ile patlar. "Welcome to the Jungle" "Sweet Child O' Mine" ve "Paradise City" gibi parçalar hem liste başarısı hem de görkemli bir şöhret getirir gruba. İngiliz asıllı gitaristleri Slash'in blues kökenli gitarı, Duff McKagan'ın punk tarzı bass kullanımı ve bunların üstüne binen Axl Rose'un muhteşem gırtlağı grubun değişik tarzını oluşturmaktadır. Grup esas büyük başarısını 1991'de iki albümlük "Use Your Illusion" serisiyle yakalayacak ama şöhreti kaldıramayan grup üyeleri, grubun sonunu da hazırlayacaklardır.
Guns n'Roses ile birlikte listelerde zirve yarışına katılacak başka pop metal grupları da bu yıllarda ortalığa yayılırlar. Yeni bir söylem getirmeyen popüler tarzdaki grupların en önde gelenleri olarak Poison, Warrant, Cinderella, Winger, Great White, Stryper ve Slaughter gibi grupları sayabiliriz. Bunların arasında White Lion, Skid Row, daha eskilerden Dokken, Bad English gibi gruplar ile "Boat On The River" ile unutulmazlar arasına giren Styx'den Tommy Shaw ile usta gitarist Ted Nugent gibi isimlerin kurduğu Damn Yankees, bu dönemde biraz daha kaliteli müzik yapan gruplar olurlar. Avrupa'dan da Europe bu pop metal furyasına katkıda bulunacaktır. Diğerlerine nazaran hem müzikal açıdan hem de teknik olarak bir gömlek üstün olan tek grup ise Tesla'dır.
Pop Metal akımı Heavy Metal sahnesine dişi grupların da çıkmasına ön ayak olur. Bu tarzın fazla güç gerektirmemesi ve belli yapılar üzerinde dönmesi, Runaways, Girlschool gibi daha eski grupların yanına biraz olsun bu işi kıvıran Vixen, L7, Phantom Blue gibi ismleri de ekler. İki eski Runaways üyesi Joan Jett ve Lita Ford ise "I Love Rock n'Roll" ve "Kiss Me Deadly" gibi hitlerle bu yıllarda ünlerinin zirvesine ulaşırlar.
Popüler Heavy Metal sahnesine bu tarz gelişmeler olurken, perde arkasında kalan sert grupların gelişimi sürmektedir. Daha tutucu bir Heavy Metal kitlesine seslenen ve tarzlarından ödün vermeyen efsanevi isimler yaşantılarını sürdürmektedir. Yeniden toparlanan Black Sabbath, önce Dio ile sonra da Ray Gillen'ın solistliğiyle iki sıkı albüm "Heaven and Hell" ve "The Eternal Idol" yapar. Sabbath'dan ayrılmış olan Ozzy Osbourne "Blizzard of Ozz" ve "Diary of a Madman" ile gerçek Heavy Metal'in zirvesine oynamaktadır. Ozzy'nin gruplarında çalan Randy Rhoads, Jack E.Lee gibi gitaristler ile başlayan Melodik Heavy Metal, Savatage ile birlikte yeni bir kimlik kazanacak ve Power Mewal adını alacaktır. Efsanevi gruplarla çalışarak kendini Heavy Metal dünyasına kabul ettiren Ronnie James Dio da Vivian Campbell, Jimmy Bain ve Cozy Powell'ı da yanına alarak kurduğu kendi grubuyla yeni bir efsane yaratmaktadır. Seksenlerin ortalarında yükselen bir başka grup da yine melodik ama yeterince ağır tarzıyla Manowar olacaktır.

3.Bölüm: Daha Sert, Daha Hızlı

Ocak 2003, Maltepe